Bir japon inanışına göre dünyada üç tür sevgi varmış.Birincinin adı ”EĞER”imiş.Belli beklentileri karşıladığımızda bize verilecek sevginin adı buymuş.Örneğin eğer iyi olursan baban,annen seni sever.Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim gibi..Dünyada en çok rastlanan sevgi türü sanırım bu..Yani bir şarta bağlı,karşılık bekleyen,bencil sevgi… İkinci tür sevgi ise ”ÇÜNKÜ”imiş.Kişinin bir kariyer sahibi olması,bir şeye sahip olması yada birşey yapması nedeniyle duyulan sevgiymiş buda..Sevginin koşullu olanı:Seni seviyorum;çünkü güzelsin…Çünkü bana güven veriyorsun,popülersin,ünlüsün,gibi…Bu tür sevgi ‘eğer’le başlayan sevgiye daima tercih ediliyormuş.Oysa temelde bu sevginin ‘eğer’türü sevgiden çok fazla farkı yok..Kaldı ki bu sevgi de yükler getirir insana..İnsanlar,sevenlerinin artık ötekini seveceğinden korkarlar.Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler.Evli kadın,kocasının genç ve güzel sekreterini kıskanır.Çünkü bu tür sevgide güvensizlik dizboyudur.İnsanların iki yönü vardır.Bir dışa gösterdikleri yönleri;iki yalnızca kendilerinin bildiği…Ya herkes bizim,sandıkları kişi olmadığımızı anlarsa ve terk edilirsek diye korkarlar.. Üçüncü tür sevgi ise ”RAĞMEN”miş.Bu tür sevgide insan,birşey olduğu için değil,birşey olmasına rağmen sevilirmiş.Sözgelimi masallarda asil,yakışıklı bir delikanlının çirkin bir kıza aşık olması gibi..Kusurlara, kötü huylara,çirkinliğe ‘rağmen’,en değersiz diye bilinen kişinin,en değerli diye düşünülerek sevilmesi diye tanımlayabiliriz bu tür sevgiyi..İşte yüreklerin en çok susadığı sevgi türü ‘rağmen’sevgisi…Bugün yaşamı sürdürmenin tek nedeni,günün birinde ‘rağmen’sevgiyi bulma inancı olsa gerek…Oysa toplumda herkesi doyuracak,’rağmen’sevgiye açlığı giderecek kadar sevgi yok..Bazılarımız bunu birazcık tadıyor.Bu minnacık bir tat bizi daha büyük bir sevgi açlığına itiyor…Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz….
~Köşe yazarı Oğuzhan Akay