May 2011
22 posts
Bir zamanlar, büyük bir dağda kartallar yuva yaparlarmış.
Bir gün bir deprem olmuş ve yuvalardan birinde bulunan bir yumurta aşağıya düşmüş.
Yuvarlana yuvarlana vadide bulunan çiftliğe kadar gelmiş.
Bu çiftlik, bir tavuk çiftliğiymiş.
Çiftlikteki tavuklar, bu değişik ve büyük yumurtayı sahiplenmişler. Yaşlı bir tavuk kendi yumurtalarının arasına aldığı bu yumurta üzerinde kuluçkaya yatmış.
Bir gün küçük bir kartal doğmuş. Çevresindeki tavukları görmüş ve kendisini bir tavuk zannetmiş.
Bütün tavuklar da ona bir tavuk gibi davranmışlar. Ailesini çok seviyormuş.
İçinden bazen, “Ben kimim?” sorusu geçiyormuş. Ama o bir tavukmuş. Bunu böyle bilmeliymiş.
Bir gün çiftlikte oyun oynarken, yukarı baktığında, bir grup kartalın özgürce uçtuğunu görmüş.
- Aman Allahım, ne güzel uçuyorlar. Ben de onlar gibi uçmayı çok isterdim, demiş.
Tavuklar bu düşünceye hep birlikte gülmüşler.
- Sen bir tavuksun ve tavuklar uçamazlar, diye alay etmişler.
Küçük kartal, artık daha sık gökyüzüne bakıyor ve kartallar gibi uçmak özgür olmak istiyormuş.
Ne zaman bu düşüncesinden ailesine, arkadaşlarına bahsetse hep şu cevabı alıyormuş,
- Sen bir tavuksun, bırak bu hayalleri.
Zamanla küçük kartal da bu düşüncesini unutmuş. Hayal kurmaktan vazgeçmiş ve hayatını bir tavuk olarak yaşamaya devam etmiş.
Ve hayatının sonu geldiğinde bir tavuk olarak ölmüş.
“NE OLDUĞUNU DÜŞÜNÜRSEN O OLURSUN.”
Eğer, hayatınızın herhangi bir zamanında, kartal olma hayalini kurarsanız, hayallerinizi takip edin. Tavukların sözlerini değil. !
Living is no laughing matter:
you must live with great seriousness
like a squirrel, for example—
I mean without looking for something beyond and above living,
I mean living must be your whole occupation.
Living is no laughing matter:
you must take it seriously,
so much so and to such a degree
that, for example, your hands tied behind your back,
your back to the wall,
or else in a laboratory
in your white coat and safety glasses,
you can die for people—
even for people whose faces you’ve never seen,
even though you know living
is the most real, the most beautiful thing.
I mean, you must take living so seriously
that even at seventy, for example, you’ll plant olive trees—
and not for your children, either,
but because although you fear death you don’t believe it,
because living, I mean, weighs heavier.
Let’s say you’re seriously ill, need surgery—
which is to say we might not get
from the white table.
Even though it’s impossible not to feel sad
about going a little too soon,
we’ll still laugh at the jokes being told,
we’ll look out the window to see it’s raining,
or still wait anxiously
for the latest newscast …
Let’s say we’re at the front—
for something worth fighting for, say.
There, in the first offensive, on that very day,
we might fall on our face, dead.
We’ll know this with a curious anger,
but we’ll still worry ourselves to death
about the outcome of the war, which could last years.
Let’s say we’re in prison
and close to fifty,
and we have eighteen more years, say,
before the iron doors will open.
We’ll still live with the outside,
with its people and animals, struggle and wind—
I mean with the outside beyond the walls.
I mean, however and wherever we are,
we must live as if we will never die.
This earth will grow cold,
a star among stars
and one of the smallest,
a gilded mote on blue velvet—
I mean this, our great earth.
This earth will grow cold one day,
not like a block of ice
or a dead cloud even
but like an empty walnut it will roll along
in pitch-black space …
You must grieve for this right now
—you have to feel this sorrow now—
for the world must be loved this much
if you’re going to say “I lived” …
Nazim Hikmet
Trans. by Randy Blasing and Mutlu Konuk (1993)
20. Yüzyılda yaşayıp tüm dünyada ülke yönetmiş, Mao’dan Roosevelt’e, De Gaulle’den Nehru’ya, Churchill’den Hitler’e, Mussolini’den Mandela’ya, Abdülhamid’den Kaddafi’ye, Stalin’den Nasır’a ve Arafat’a, 2000(iki bin) kadar lider hakkındaki 18 yıllık araştırmasının sonucunda, 377 belli başlı devlet adamı/lider tespit etmiş ve onlara 200 kadar değişik değerlendirmeye göre, 1’den 31’e kadar puan vermiş.
PGS(Political Greatness Scale) olarak tanımladığı bu sıralamada örneğin;
Roosevelt :30 /Mao : 30 /Lenin 28 /Nehru 25, /Fidel Castro 23 /Churchill 22,
Kennedy 15 puan almışlar.
Bir lider, 31 puanla ve “Visionary” sıfatıyla, 20.nci yüzyılın gelmiş geçmiş en büyük devlet adamı/lideri unvanına hakkıyla layık görülmüş. O da, Mustafa Kemal ATATÜRK!
Ne yazık ki, ne basınımız, ne halkımız ve özellikle yeni kuşaklar bu çok önemli değerlendirmenin farkında bile değiller.
kaynak : (King of the Mountain, The nature of political leadership, by, Arnold M. LUDWIG, University Press of Kentucky, 2002.- Amazon.com)
jealousy, and fear, instead of being bad news, are actually very clear moments that teach us where it is that we’re holding back. They teach us to perk up and lean in when we feel we’d rather collapse and back away. They’re like messengers that show us, with terrifying clarity, exactly where we’re stuck. This very moment is the perfect teacher, and, lucky for us, it’s with us wherever we are.”
— Pema Chödrön
When you begin to touch your heart or let your heart be touched, you begin to discover that it’s bottomless, that it doesn’t have any resolution, that this heart is huge, vast, and limitless. You begin to discover how much warmth and gentleness is there, as well as how much space.
Pema Chodron
To be whole, let yourself break.
To be straight, let yourself bend.
To be full, let yourself be empty.
To be new, let yourself wear out.
To have everything, give everything up.
Knowing others is a kind of knowledge;
knowing yourself is wisdom.
Conquering others requires strength;
conquering yourself is true power.
To realize that you have enough is true wealth.
Pushing ahead may succeed,
but staying put brings endurance.
Die without perishing, and find the eternal.
To know that you do not know is strength.
Not knowing that you do not know is a sickness.
The cure begins with the recognition of the sickness.
Knowing what is permanent: enlightenment.
Not knowing what is permanent: disaster.
Knowing what is permanent opens the mind.
Open mind, open heart.
Open heart, magnanimity.
blue skies from pain.
Can you tell a green field from a cold steel rail?
A smile from a veil?
Do you think you can tell?
And did they get you to trade your heroes for ghosts?
Hot ashes for trees?
Hot air for a cool breeze?
Cold comfort for change?
And did you exchange a walk on part in the war for a lead role in a cage?
How I wish, how I wish you were here.
We’re just two lost souls swimming in a fish bowl, year after year,
Running over the same old ground.
What have you found? The same old fears.
Wish you were here.
Elif Safak’in br kac gun onceki twit’i..Aklima takildi dun bu soz.. belki de bu konulara ilgim oldugu icin ustume alindim.. inkar etmiyorum bunu.. :)
Aristo bir yonuyle haklidir…ama konuyu biraz acmak da gerekir.. Bunlarin hepsi insan hayatinda ilerlemesi icin gerekli seyler.. Felsefe.. Siir..Siyaset..Sanat..cok onemli insan hayatinda.. Yani bunlarin hayatimiza pozitif bir yani yok mu? veya bu konularda ilerleme gostermis insanlarin melankoli olma nedenleri bunlar midir? Veya melankoli olduklari icin mi ilerleme gostermislerdir?
Birde acikcasi Aristo’nn bu sozunu cok pozitif bir mesaj da bulmuyorum…. 4 sey aklima takildi bir anda..
*Sanki melankoli degilsen, bu konularda ilerleyemezsin gibilerinden.
*bu konularda ilerlemissen, melankoliksindir gibi..
* bu konular insana melankoliklik verir
* veya melankoliklikten kurtulmanin yolu bunlardan uzak durmalisin..
Unuttugum olabilir.. siz eklersiniz akliniza gelen varsa :)
felsefe..Siir..Siyaset..Sanat..kendimizi tanimak..gelistirmek ve insanligin ilerlemesi icin verilen bir arac..hepsinin anlamina baktigimizda oldukca yapici ozelligi var insanlik adina aslinda…
Bize bunlarin hayatimiza pozitif birseyler katmasi ogretiliyormu? Cocuklara bunu ogretiyormuyuz? Onu sorgulamak gerekir belki de…Sanatci,Siyasetci melankoliktir gibi bir mesaj vermek, ne kadar dogru bilemiyorum.. yarim bir mesaj sanki.. mesajin eksik olmasi.. Insanlara direk on yargi kazandiriyor.. Bilmem yanlis mi dusunuyorum..
Bize birseyleri sorgulama cok ogretilmedigi icin de, bilinc altimiza bunun sanki dogrulugu yerlesiyor..Bu twit’e insanlarin fikirleri nedir acaba diye baktigimda da, bu dogrulanmis oldu sanki az cok.. Yorumlardan biri hatta, bunun egitimini almis insanlar melankoliktir diye yazmis.. ne kadar yanlis bir on yargi..
ben tabii ki kavramlardan konusuyorum..mesela bukowski’nin siirlerini okuyup melankoli egilimi oldugunu gorurusun ama onun melankoli egilimi, siir kavramindan oturu degildir.. veya Arabesk dinleyenlerin cogunun melankoli egilimi vardir..Simdi onlara sanatci, felsefeci, siyasetci , sanatci diye mi gormeliyiz?
”ben, yusuf aslan, hüseyin inan, sinan cemgil ve alparslan özdoğan beraberdik. iddianameye karşı diyeceklerim mevcuttur, iddianame kelle istemek için hazırlanmıştır. yapılan tahliller yanlıştır, hatalıdır, değerlendirmeler keza isabetsizdir. yalnız biz …varlığımızı hiçbir karşılık beklemeden esasen türk halkına armağan etmiş bulunuyoruz ve türk halkı ve devletin bağımsızlığına armağan etmiş bulunmaktayız.. bu sebeple ölümden çekinmiyoruz. biz hiçbir zaman bütün çabamıza rağmen türkiye`nin bağımsızlığını temin edemedik. bugüne kadar da bu özlem içinde kaldık.`
`iddianamede geçen ve bana affedilen bir cümleyi kabul etmiyorum. ben silahımı halka ve orduya karşı kullanmadım, ancak vatan hainlerine karşı kullanmak maksadıyla taşıdım ve halka ve orduya karşı kullanırım, şeklinde beyanda bulunmadım. öteden beri arzetmiş olduğum gibi, bu ülkede anayasa’yı en fazla savunanlar bizleriz. anayasa’yı ihlal edenlerse ortadadır. anayasa’nın uygulanmasını isteyen gene bizleriz. anayasa’yı uygulamayan yavuz kimselerse hâlâ ortadadır. ve yine o kişiler bizim kellemizi istemektedirler. iddia makamı bizim vermekte olduğumuz bağımsızlık savaşına karşıdır. türkiye cumhuriyeti anayasasına karşı, reformlara karşıdır. onlar 36 milyonluk ülkenin bütün yükünü 20 gencin üzerine yıkmaya alışmışlardır. bizi bağımsız bir ülkenin çocukları olmaktan mahrum eden hepiniz dahil, sizlersiniz. ve sonunda idam isteği ile buraya getirildik. türkiye`nin bağımsızlığından başka hiçbir şey istemedik ve hayatımızı bu yola koyduk, varlığımızı türkiye halkına armağan ettik. bunun aksini iddia edenler vatan hainidir. biz stratejik olarak düşüncelerimizi hiçbir zaman saklamayız. hangi şartlar altında olursak olalım bunu açıkça söyleriz. düşüncelerimizi mezara kadar götürürüz. nasıl burada namluların ve dipçiklerin gölgesi altında konuşuyorsak, düşüncelerimizi her zaman açıkça ifade ederiz. tarih evvelce bunu yapanları nasıl temize çıkarmışsa bizi de temize çıkaracaktır. buna da inanıyoruz. profesyonel devrimci bugünün türkiye`sinde kendini hayatı boyunca türkiye`nin bağımsızlığına adayan kimsedir.
fikir özgürlüğünü ve anayasayı paravan yapanlar önceleri atatürkçü geçinirken, onun fikir ve şahsiyetini de küçük görmeye başladılar şeklinde ve sadece mustafa kemal tarafını beğeniyorlardı şeklinde bir cümle mevcuttu. bunu kesin olarak reddediyorum, asla kabul etmiyorum. diğer yurtseverler de bunu kabul etmez, bu kasten tahfif edilmek isteniyor, gerçekler örtülmek isteniyor. bu cümle art niyetle hazırlanmıştır. bu memlekette mustafa kemal`e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz. 35 milyon metrekare vatan toprağı işgal altında iken bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür. mustafa kemal sağ olsaydı bugün çok şaşırırdı. hareketimiz tamamen anayasal bir harekettir. anayasanın başlangıç ilkesinde belirtilen ulusun zulme karşı direnme hakkını kullandık. bu sebeple anayasal bir davranışta bulunduk. `yaptıklarımızın haklı olduğuna inanıyorum. halen de bu inancı taşıyorum. türkiye`nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim ve bu sebeple amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. bundan dolayı ölümden korkmuyoruz. onu ancak işbirlikçiler düşünsün ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün ve ben 24 yaşındayken kendimi türkiye`nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum…`
Bizlerin tek özlemi tahsil sırasında bulunmamıza rağmen Türkiye’nin bağımsızlığıdır. Biz hiçbir zaman bütün çabamıza rağmen Türkiye’nin bağımsızlığını temin edemedik. Biz 50 sene evvel Kurtuluş Savaşı vermiş bir ülkenin çocukları olarak Kurtuluş Savaşı’nın gerçek tahlilini yapmaya her zaman için muktediriz. Biz yine çok iyi biliriz ki Türkiye Kurtuluş Savaşı’nı yapmak için Samsun’a çıkanlara İstanbul örfi idaresince ve mahkemelerince idam cezası verilmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki, Osmanlı İmparatorluğu yüzlerce generalinden ancak birkaç tanesi Kurtuluş Savaşı’na iştirak etmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki Kurtuluş Savaşı yapıldığı sırada İstanbul’da bulunanlar bunları yapanlara eşkıya demiştir. 1950 tarihinde Amerikan emperyalizmi iktidara geldi.
Demokrat iktidar 27 Mayıs 1960’da tarihe gömüldü. Demokrat Parti gitti, bunun gitmesiyle tellaklar değişmedi. 27 Mayıs’ı kastetmiyorum, bundan sonrasını kastediyorum. Hamam aynı fakat bu defa da tellaklar değişti. Amerika bu dönemde imdada yetişip İnönü’yü düşürdü, Demirel’i iktidara getirdi. Mustafa Kemal’e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz Öğrenci hareketlerine gelince, Türkiye’de öğrenci olayları 50-60 senedir eksik olmamıştır. Sultan Hamit’in Tıbbiye talebelerini Sarayburnu’ndan denize attığı tarihten itibaren öğrenci hareketleri Türkiye’de devam edegelmiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında faşizme hayır diyen gençler ilerici gençlerdi. Ve 28 Nisan 1960 tarihinde özgürlük savaşı veren gençlerdir.
Amerikan emperyalizmi tarafından İnönü hükümetten düşürüldüğünde protesto gösterisi yapan gençler ilerici gençlerdir. Anayasa’ya Bağlılık Mitingi’ni de bizler yaptık. O günün mitinginde iktidarın kiralık adamlarından ve polisinden dayak yiyen de gene bizlerdik. 1968 senesine gelince, üniversiteler öğrenciler tarafından işgal edildi. İşgalleri gayet meşru idi ve kürsü ağaları dahi bu işgallerin haklılığını hiçbir zaman inkar edemedi. Aynı yılın Temmuz ayında Amerikan Filosu’na karşı gösteri yapanlardan Vedat Demircioğlu polis tarafından hunharca öldürüldü. İktidarın kiralık kuvvetleri ve polisi hunharca devrimcilerin üzerine saldırdı. 20’ye yakın devrimci öldürüldü. Bunların hiçbirinin katili bulunamadı. Polis karakolları işkencehane haline getirildi. Hiçbir savcı buna karşı çıkmadı.
Anayasa’yı en fazla savunan bizleriz İddianame’de bizim Anayasa’yı cebren ilgaya teşebbüs ettiğimiz ileri sürülmektedir. Öteden beri arzetmiş olduğum gibi, bu ülkede Anayasa’yı en fazla savunanlar bizleriz. Anayasa’yı ihlal edenlerse ortadadır. Anayasa’nın uygulanmasını isteyen gene bizleriz. Anayasa’yı uygulamayan yavuz kimselerse hâlâ ortadadır. Ve yine o kişiler bizim kellemizi istemektedirler. Bile bile iddia makamı bizim Anayasa’yı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir. İdddia makamı bizim vermekte olduğumuz Bağımsızlık Savaşı’na karşıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na karşı, reformlara karşı ve bu nedenle bizim Anayasa’yı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir.
Çünkü Süleyman Demirel hâlâ ortada gezmektedir. Kudreti yetiyorsa Süleyman Demirel hakkında aynı şekilde dava açsın, onlar 36 milyonluk ülkenin bütün yükünü 20 gencin üzerine yıkmaya alışmışlardır. Amerika sizin döneminizde ülkeye girdi ve hiçbiriniz sesinizi çıkarmadınız Bizi bağımsız bir ülkenin çocukları olmaktan mahrum eden hepiniz dahil sizlersiniz. Çünkü Amerika sizin döneminiz sırasında Türkiye’ye girdi ve hiçbiriniz sesinizi çıkarmadınız. Ve Demokrat Parti iktidarına 10 yıl ses çıkarmadınız.
Ta ki 38 yurtsever subay ses çıkarana kadar ve onları devirene kadar. Ve bugün aynı savcılar bu şahıslar hakkında da idam kararı istemektedir. Süleyman Demirel’in Anayasa’yı ihlaline ve despotizmine ve ülkeyi Amerika’ya satmasına ses çıkarılmadı. Ve meydanlarda bunlara karşı bizler dövüşmek zorunda kaldık, bizler kurşunlandık. Ve sonunda idam isteğiyle buraya getirildik Bizim düşmanımız Amerikan emperyalizmi ve yerli işbirlikçileridir Dediğim gibi Türkiye’yi bu hale getiren eski yöneticilerin bütün suçları bize yüklenmek istenmektedir. Bütün eski idarecilerin suçu bize yükletilmek istenmektedir.
Bizim düşmanlarımız Amerikan emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçileridir. Yani emperyalizm ile işbirliği yapan patronlar, feodal mütagallibe yani bezirgânlar, tefeciler. Toprak ağaları ve diğer işbirlikçileri ve bizim bütün eylemlerimiz bu hedefe yönelmiş bulunmaktadır. Bunun dışında başka bir hedefimiz yoktur. Milyon metrekare vatan toprağı işgal altındayken mili bütünlüğü bozmakla suçlanıyoruz Bizim kişi güvenliğini, mülkiyet hakkını, egemenlik ilkelerini, milli bütünlüğünü bozmak için harekete geçtiğimiz iddiaları vardır. Kişi güvenliğini ihlal edenler kimlerdir. Bunu evvela tesbit etmemiz lazım. Karakollarda işkence gören bizler olduk. Meydanlarda kurşunlanan yine bizler olduk. Bakanların emriyle hapishanelere atılan bizler olduk. Buna rağmen kişi güvenliğini bozan olmakla itham ediliyoruz. Yukarıda anlatılan asıl kişi güvenliğini bozanlar ise serbestçe meydanlarda dolaşmaktadır. Mülkiyet hakkını ortadan kaldıracağımız iddia ediliyor. Bizatihi Anayasa mülkeyet hakkını toplum yararına kısıtlamıştır. Mutlak mülkiyet hakkı tanımamıştır. 50 köye sahip bir toprak ağasını anayasamız kabul etmemiştir.
Egemenlik ilkelerine karşı çıkanlar halkın sırtından geçinenlerdir. Ayrıca milli bütünlüğe karşı çıkmakla da suçlanıyoruz. 101 tane Amerikan üssünün bulunduğu ülkede bizim milli bütünlüğü bozmak istemekle itham edilmemiz gülünç olmaktadır. Milyon metrekare vatan toprağı işgal altındayken bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür. 21 yılın hesabını 21 gençten sormak istiyorlar Mustafa Kemal sağ olsaydı bugün çok şaşırırdı. İddianame baştan beri sırf kelle istemek maksadıyla hazırlanmıştır. Şeklen de hukuk mantığından mahrumdur. Hukuki kıymet ve değerden mahrumdur. 21 yılın hesabını 21 gençten sormak maksadıyla ve suçluların telaşı içerisinde hazırlanmış bir iddianamedir. Ben şunu iddia ediyorum ki, hareketimiz tamamen Anayasal bir harekettir. Anayasa’nın başlangıç ilkesinde belirtilen ulusun zulme karşı direnme hakkını kullandık. Bu sebeple Anayasal bir davranışta bulunduk. Yaptıklamızın haklı olduğuna inanıyorum. Halen de bu inancı taşıyorum. Türkiye’nin bağımsızlğından başka bir şey istemedim. Ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün. Ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye’nin bağımsızlığına armğan etmekten onur duyuyorum. Bu bağımsızlık düşüncesini mezara kadar götüreceğiz.”
İnsanlar, değişmemelerinden dolayı çektikleri acı, değişmelerinden dolayı çekecekleri acıdan daha fazla oluncaya kadar değişmezler..
aslinda degisim bir gunde de olmuyor maalesef..degisim surecine baslamiyoruz diye ben ekliyim..